Yer-Yurt, Sahiplik, Aidiyetsizlik

2019 - Devam Ediyor

Kentte dikkatimi çeken bir diğer unsur da ait olma ve ait olduğuna sahip olma şeklinde yaşadığı yerle gereğinden fazla bir bütünleşme çabası kurma halidir. Sayıca kalabalık ve merkezden taşan yapısı dolayısıyla yaşayanlar kente sığma problemleri çekmektedir. Ayrıca sınırlar arasındaki nüfus hareketlilikleri ve kendini yaşadığı sınırlar (hem ev sınırları hem mahalle sınırları) ile tanımlama davranışları da bu taşmalara sebebiyet vermektedir. Ve tabii bu taşmanın ilk ve en acil nedeni de göçlerdir. Bütün bu hareketlilik kentlinin sahip olma ve ait olma dürtülerini çokça tetiklemektedir. Çünkü yaşadığı konutta gel-geç bir hayata sahip olduğunu ve orada kalamayacağını sürekli olarak sezinlemektedir. Kalabilmenin tek yolu da sahiplenmek -yani tapulamak- olarak karşısına çıkmaktadır ancak bu noktada bir dengesizlik söz konusudur. Bu da aslında kentlinin aidiyetsizliğine işaret etmektedir. Kentli kendi kentinin dışlanmışıdır. Çünkü kendi yerine sahip ve ait değildir üstelik yerinde her zaman başka birilerinin gözü vardır. Kentli kente yabancılaşmış olandır.

Terk edilmiş yerler ise kentte bütün bu sınırlar ve aidiyet kavramlarının ötesinde bir noktada yer almaktadır. Kentin (tıpkı diğer yaşayanlar gibi) aidiyeti olmayan -yani bir noktada kaderine terk edilmiş- bir yaşayanı olarak kendimi en çok ait hissettiğim, kendime yer-yurt olarak belirlediğim alanlar terk edilmiş yerlerdir.